Türkçe İngilizce Almanca Rusça Azerice Arapça Arapça Arapça

Kanser ve Hormonlar

 

İç salgı bezi adı verilen organlarda bulunan özelleşmiş hücreler tarafından üretilerek kana salınan maddelere hormon denir. Her hormonun yapısı farklıdır. Örneğin seks hormonları kollesterolden yapılırken, TSH adı verilen hormon, bir protein çeşidi olup birçok amino asidin birleşmesi ile ortaya çıkar. Hormonlar üretildiği hücrelerden kana geçtikten sonra hedef hücrelere ulaşarak orada etkilerini başlatırlar. Örneğin beyinin özel bir bölgesinde üretilen ACTH adlı hormon kan yoluyla böbrek üstü bezine ulaşır. Burada kortizon adlı hormonun üretimini ve bu organdaki bir grup hücrenin çoğalmasını ve büyümesini kontrol eder.

Kandaki hormon düzeyleri bir dizi mekanizmanın devreye girmesi ile belli sınırlar arasında tutulmaya çalışılır. Bu mekanizmalardan biri ya da birkaçında oluşabilecek aksaklık hormon düzeyinin artma ya da azalmasına neden olarak bir çok hastalığın ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu bağlamda hormon üretimindeki fazlalık bazı koşullarda hedef hücrelerin kontrolsüz çogalmasına ve büyümesine neden olarak tümor gelişme sürecini başlatabilir. Hormon düzeyindeki değişmeler, yukarıda değinildiği gibi kontrol mekanizmalarındaki aksaklık ya da çevresel faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu yazıda; kanserle ilişkisi olabilecek önemli hormonlarla değinilecek ve daha sonraki yazıda hormon düzeyini etkileyen ve dolayısıyla kansere giden süreci başlatabilen çevresel faktörlere değinilecektir.

Östrojen hormonu kadınlarda yumurtalıklarda (over) üretilerek kana salınır. Östrojen gerek meme gerekse rahim üzerinde düzenliyici etkiye sahiptir. Östrojen düzeyi yüksek olan ya da uzun süre östrojen etkisi altında kalan kadınlarda meme ve rahim kanseri gelişme riski yaklaşık iki kat artmaktadır. Örneğin erken adet görmeye başlamış ve/veya geç menapoza girmiş kadınlar uzun sure östrojen etkisi altında kalırlar. Bu bireylerde over kanseri gelişme riski de fazladır.

Testosteron hormonu erkeklerde temel olarak testislerde üretilir ve kana salınır.  Testosteron, seksüel gelişme yanında prostat hücrelerinin büyümesi ve çoğalmasını kontrol eder. Dolayısıyla prostat kanseri ile yüksek testosteron düzeyleri arasında bir ilişki olduğu söylenebilir. Testosteron gibi erkeklik hormonlarının (androjenler) bazı tip prostat kanserinin gelişmesine neden olabilmekte veya var olan prostat kanserinin ilerlemesine yol açabildiği belirtilmektedir.

Bir diğer önemli hormon olan insulin pankreasta üretilir ve kana geçer. Bir çok işleve sahip olan bu hormon temelde kan şekerini düzenler. Özellikle dokularda insüline karşı direnç olması insulin düzeyinin yükselmesine yol açar. Bu durum fazla kilo alımından (obezite) şeker hastalığına (diyabet) kadar çok çeşitli sorunlara neden olur. Bu bağlamda yüksek insulin düzeyleri ile bağırsak, rahim, pancreas ve böbrek tümörleri arasında da bazı ilişkilerin olabileceği belirtilmektedir. Diğer yandan insulin, insulin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1)  adı verilen bir faktörün de düzeyini de etkilemekte ve düzeyi artan IGF-1 hücrelerde çoğalmayı tetiklemektedir. Dolayısıyla insulin direnci, insulin ve IGF-1 ile bazı kanserler arasında bir bağıntı olduğu ve bunların düzeyindeki değişmelerin özellikle protat, meme ve barsak kanserlerinin ortaya çıkma riskini arttırdığı düşünülmektedir.

Tiroid bezinde düzenleyici etkisi olan ve beynin özel bir bölgesinde (hipofiz) üretilen TSH hormonu kan yolu ile tiroide ulaşır. Burada tiroit hücrelerini etkileyerek bir yandan T3 ve T4 adı verilen hormonların  yapımını sağlarkan diğer yandan bu hücrelerin çogalmasını ve gelişmesini kontrol eder. Dolayısıyla TSH ‘nın iki ayrı tip tiroit kanserinin gelişmesinde rolü olduğu bilinmektedir.

Yukarıda değinilen bu ilişkiler göz önüne alındığında; hormona bağımlı bazı kanserlerde, ilgili hormonun üretiminin baskılanması ya da etkisinin azaltılması ile kanserin gelişmesi veya kanser ortaya çıktıktan sonra da büyümesinin önlenebileceği söylenebilir. Bu konuda geliştirilmiş olan bazı ilaçlar ile önemli adımlar atılmış olmakla beraber istenen hedeflere henüz ulaşılamamıştır. Çünkü kanser gelişmesinde rol alan mekanizmalar oldukça karmaşıktır ve bu mekanizmaların en azından bir kısmı tam açıklığa kavuşmamıştır. Unutulmaması gereken nokta, bu tür kanserlerin tedavisinde cerrahi tedavi başta olmak üzere, kemoterapi, radyoterapi ve diğer tedavi yöntemlerine de çoğu kez gerek duyulacağıdır.

Östrojene duyarlı olduğu belirlenen meme kanserlerinde östrojen hormonunun yapımını baskılayan ya da östrojenin kanser hücreleri üzerindeki etkisini azaltan ilaçlar sayesinde meme kanserli hastaların hastalıksız yaşam süreleri belli oranlarda uzatılabilmektedir. Tamoksifen adlı ilaç meme kanseri hücrelerinde bulunan alıcılara bağlanarak, anastrazol adlı ilaç ise östrojen hormonunun yapımını baskılayarak östrojenin kanser hücreleri üzerindeki etkisini azaltırlar.

Prostat kanserinin tedavisinde diğer yöntemlere ek olarak bu hormonları baskılayan ilaçlar da kullanılmaktadır. Böylece kanser hücrelerin çoğalma hızı yavaşlatılabilmektedir. Bu amaç için bazen testislerin de çıkarılması gerekebilir.

İnsülin, insulin direnci ve İGF ile yukarıda değinilen kanserler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi, bu kanserlerden bir kısmının önlenmesi ve tedavisinde yeni yaklaşımların gündeme gelmesine yol açmıştır. Örneğin fizik aktivitenin arttırılması, uygun diyet kullanılması ve stres faktörünün en aza indirilmesi ile hem obezitenin önüne geçilebilmekte hem de başta kolon ve meme kanserleri olmak üzere bazı kanserlerin gelişmesi belli oranlarda  engellenebilmektedir. Bu yaklaşımlar, kalp hastalıkları ve  diyabet diğer önemli hastalıkların tedavisine de yardımcı olmaktadır.

Tiroit kanseri ile ilişkisi olan TSH üretiminin baskılanması tiroit kanserlerinin tedavisinde önemli bir yer tutar. Bu bağlamda özellikle cerrahi yolla tedavisi yapılmış tiroit kanserlerinde TSH’nin baskılanması ile iyi sonuçlar alındığı çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. TSH üretimi, hastalara yapay tiroit hormonu (T4) verilerek kolaylıkla baskılanabilmektedir.

Kanser ve Hormonlar II

Kanserle ilişkisi olabilen bir diğer önemli hormon olan insulin pankreasta üretilir ve kana geçer. Bir çok işleve sahip olan bu hormon temelde kan şekerini düzenler. Özellikle dokularda insüline karşı direnç olması insulin düzeyinin yükselmesine yol açar. Bu durum fazla kilo alımından (obezite) şeker hastalığına (diyabet) kadar çok çeşitli sorunlara neden olur. Bu bağlamda yüksek insulin düzeyleri ile bağırsak, rahim, pancreas ve böbrek tümörleri arasında da bazı ilişkilerin olabileceği belirtilmektedir. Diğer yandan insulin, insulin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1)  adı verilen bir faktörün de düzeyini de etkilemekte ve düzeyi artan IGF-1 hücrelerde çoğalmayı tetiklemektedir. Dolayısıyla insulin direnci, insulin ve IGF-1 ile bazı kanserler arasında bir bağıntı olduğu ve bunların düzeyindeki değişmelerin özellikle protat, meme ve barsak kanserlerinin ortaya çıkma riskini arttırdığı düşünülmektedir.

Tiroid bezinde düzenleyici etkisi olan ve beynin özel bir bölgesinde (hipofiz) üretilen TSH hormonu kan yolu ile tiroide ulaşır. Burada tiroit hücrelerini etkileyerek bir yandan T3 ve T4 adı verilen hormonların  yapımını sağlarkan diğer yandan bu hücrelerin çogalmasını ve gelişmesini kontrol eder. Dolayısıyla TSH ‘nın iki ayrı tip tiroit kanserinin gelişmesinde rolü olduğu bilinmektedir.

Östrojene duyarlı olduğu belirlenen meme kanserlerinde östrojen hormonunun yapımını baskılayan ya da östrojenin kanser hücreleri üzerindeki etkisini azaltan ilaçlar sayesinde meme kanserli hastaların hastalıksız yaşam süreleri belli oranlarda uzatılabilmektedir.

Prostat kanserinin tedavisinde diğer yöntemlere ek olarak bu hormonları baskılayan ilaçlar da kullanılmaktadır. Böylece kanser hücrelerin çoğalma hızı yavaşlatılabilmektedir. Bu amaç için bazen testislerin de çıkarılması gerekebilir.

İnsülin, insulin direnci ve İGF ile yukarıda değinilen kanserler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi, bu kanserlerden bir kısmının önlenmesi ve tedavisinde yeni yaklaşımların gündeme gelmesine yol açmıştır. Örneğin fizik aktivitenin arttırılması, uygun diyet kullanılması ve stres faktörünün en aza indirilmesi ile hem obezitenin önüne geçilebilmekte hem de başta kolon ve meme kanserleri olmak üzere bazı kanserlerin gelişmesi belli oranlarda  engellenebilmektedir. Bu yaklaşımlar, kalp hastalıkları ve  diyabet diğer önemli hastalıkların tedavisine de yardımcı olmaktadır.

Tiroit kanseri ile ilişkisi olan TSH üretiminin baskılanması tiroit kanserlerinin tedavisinde önemli bir yer tutar. Bu bağlamda özellikle cerrahi yolla tedavisi yapılmış tiroit kanserlerinde TSH’nin baskılanması ile iyi sonuçlar alındığı çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir.