Türkçe İngilizce Almanca Rusça Azerice Arapça Arapça Arapça

Çevresel Faktörler ve Kanser

Prof. Dr. Sedat Koca arayabilirsiniz. 0532 261 7516

 

Yapılan araştırmalara göre insanda görülen kanserlerin önemli sayılabilecek bir bölümü çevresel faktörlerin etkisi ile ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu faktörler yeterince kontrol edilebilirse kanserlerin önemli bir bölümünün önlenebileceği söylenebilir. Kansere neden olabilecek çevresel faktörler içinde en önemli olanları yaşam tarzı, radyasyonla karşılaşma, infeksiyona neden olan ajanlar ile hava, su ve toprakta bulunan bazı maddeler olarak sıralanabilir. Diyet, tütün, alkol kullanımı, fazla kilo (obezite) ve fiziksel inaktivite yaşam tarzının en önemli alt birimleridir.
Geçmiş yıllarda yapılan ve günümüzde de geçerliliğini koruyan araştırmalar, tütün ve radyasyonun kansere neden olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak yukarıda belirtilen diğer faktörlerden bir kısmı için aynı yargıya varılamadığı da bir gerçektir. Bunun nedeni bu faktörlerle ilgili yapılacak olan araştırmaların fazla karmaşık olmasıdır. Bu karmaşanın ilk örneği diyetin kanser gelişmesi üzerindeki etkileridir. Bu konu araştırılırken bireylerin yaşamı boyunca kullandığı diyetin tam olarak bilinmesi ve diğer kanserojen faktörlerle karşılaşıp karşılaşmadığının tam olarak saptanması önem kazanır ve bu bireylerin uzun bir dönemde izlenmelerini gerektirir. Günümüzde geliştirilen sorgulama teknikleri ve moleküler düzeydeki bazı değişkenlerin saptanabilmesi önemli ipuçları vermesine karşın bu konuda doğru bir yol haritasının çıkarılması halen çok güçtür.
İkinci örnek günlük yaşamda kullanılan çeşitli kimyasal maddelerlerin kanser gelişmesi üzerindeki etkileridir. Amerika birleşik devletlerinde yaklaşık 100.000 kimyasal madde çeşitli nedenlerle günlük yaşamda kullanılmakta ve her yıl bu sayı artmaktadır. Ancak bunların çok azı şüpheli bulunarak test edilebilmektedir. Bunların bir kısmının gerçekten zararlı olduğu ileri sürülürken bir kısmının ise kanser nedeni olabilecek maddeleri kontrol edebildiği de belirtilmektedir. Diğer yandan bu maddelerin hangi mekanizma ile kansere neden olduğunun araştırılması yöntemi de önem kazanmaktadır. Bu maddelerden bir kısmı genetik yapıyı değiştirirken diğer bir kısmı vücudun savunma sistemini etkileyerek kansere neden olabilmektedir. Dolayısıyla bir yöntemle yapılan bir testin negatif çıkması o maddenin kanserojen olmadığını göstermeyebilir. Bunu tersi de doğrudur. Ayrıca hayvan deneylerinde kansere yol açmadığı görülen bir maddenin insan da kansere yol açmayacağını ileri sürmek çok akılcı olmaz.
Tüm bu açmazlara karşın günümüze değin elde edilen veriler ışığında bazı önermeler gündeme getirilebilir. Bu yazıda diyet üzerinde durulacaktır.
Gelişmiş ülkelerde kansere bağlı ölümlerin %10-30’unda sağlıksız diyetin rolü olduğu tahmin edilmektedir. Ancak yukarıda da değinildiği gibi tek bir yiyeceğin kanser üzerindeki etkisinin belirlenmesi çok zordur. Dolayısıyla aşağıda bazı bilimsel verilerden elde edilen bilgilere yer verilecektir.
Kırmızı et ve çeşitli işlemlerden geçirilen etler: Yapılan çalışmalara göre günde 2 kez 80gr kırmızı et tüketen bireylerde kalın bağırsak kanseri gelişme riski günde 20gr kırmızı et tüketen bireylere göre 3 kat daha fazladır. Benzer şekilde günde 100gr’dan fazla kırmızı et tüketen bireylerde mide kanseri gelişme riskinin daha fazla olduğu ileri sürülmektedir. Bu tür yiyeceklerde bulunan ve “hem” adı verilen yapılar bağırsaklarda bakterilerin etkisi ile kanserojen olabilen diğer kimyasal ürünlere dönüşebilmektedir. “Hem” ve bu kimyasal ürünler bağırsakların iç örtüsüne etki ederek kansere kadar giden süreci başlatabilirler. Beyaz ette “hem” yapısı daha az olduğundan bireylerin daha fazla beyaz et tüketmeleri önerisi bu özellikten kaynaklanmaktadır. Diğer yandan etin pişirilme şekli de önemlidir. Kızartma ve ızgara ile yüksek sıcaklıkta pişirilen etlerde açığa çıkan kimyasal maddeler hücrenin DNA yapısını değiştirebilir.  Benzer şekilde sucuk, sosis gibi çeşitli işlemlerden geçirilerek elde edilen etler fazla miktarda nitrit adlı kimyasal madde içermektedir. Yapılan çalışmalarda yüksek oranda “nitrit” içeren yiyeceklerin mide kanseri riskini arttırdığı gösterilmiştir. Bu nedenle günümüzde marketlerde satılan yiyeceklerin bir kısmında katkı maddesi içermediği belirtilmektedir.
Balık: Kesin olmakla beraber günde 80gr balık yiyen bireylerde bağırsak kanseri gelişme riski haftada birden az balık yiyen bireylere göre 3 kat daha azdır. Tam olarak kanıtlanmamış olmamakla beraber bunun nedeni balıklarda omega 3 yağ asidinin fazla olması ve balık etinin beyaz et olarak kabul edilmesidir.
Lifli yiyecekler: Çalışmaların yapıldığı ülkelere göre değişmekle birlikte fazla lifli yiyecek tüketen ülkelerde özellikle kalın bağırsak kanserlerinin daha az ortaya çıktığı belirtilmektedir. Bağırsaklardaki bakteriler lifli yiyeceklerden bir çok kimyasal yapının açığa çıkmasına neden olurlar. Bunlardan “bütirat” adı verilen kimyasal yapı bağırsaklarda kanser oluşmasını engeller. Ayrıca lifli yiyecekler bağırsak hareketlerini arttırarak bir çok zararlı maddenin bağırsak ile temas süresini kısaltarak bağırsak iç örtüsünün olumsuz yönde etkilenmesini önler.
Sebze ve meyva: Günde 5 porsiyon sebze ve meyva tüketen bireylerde ağız, yemek borusu, akciğer, mide, meme, prostat ve böbrek kanserlerinin daha az görüldüğü öne sürülmektedir. Bu bağlamda yeterli sebze ve meyva tüketen bireylerde ağız ve yemek borusu kanserinin üçte bir, akciğer kanserinin ise dörtte bir oranda daha az görüldüğü belirtilmektedir. Bunun nedeni sebze ve meyvaların çok yüksek oranda besleyici madde içermesinden kaynaklanmaktadır. Bu maddeler bir yandan kanser riskini azaltabilirken diğer yandan kalp hastalıkları ve diyabet gibi diğer hastalıkların ortaya çıkma riskini de azaltabilmektedir. Ancak bu maddelerden yeterince faydalanabilmek için her renkteki sebze ve meyvaların aynı oranlarda tüketilmesi gerekmektedir. Bir porsiyon sebze ya da meyva yaklaşık 80gr sebze ya da meyvaya karşılık gelir. Örneğin bir potakal veya bir elma ya da haşlanmış 2 servis kaşığı brokoli veya havuç bir porsiyon olarak kabul edilir. Diğer yandan sebze  ve meyvalardaki besleyici maddeleri içeren ilaç şeklindeki destekleyicilerin bu konuda yeterli etkisi olmadığı da bilinmektedir. Sebze ve meyvaların bir diğer faydası fazla lif içermeleridir. Bu konuya yukarıda değinilmişti.
Tuz: Yemeklere fazla tuz katılması ya da tuzda saklanan yiyeceklerin fazla tüketilmesi mide kanseri riskini arttırabilmektedir. Japonya’da mide kanserinin fazla görülmesi bununla ilişkilendirilmiştir. Tuz bir yandan mide iç örtüsünü tahriş ederken diğer yandan midede bulunabilen H. Pilori adlı bakteri ile ilişkiye girererek mide kanserine giden süreci başlatabilmektedir. Diğer yandan fazla tuz kalp-damar hastalıkları üzerinde de olumsuz etkiye sahiptir.
Yağlar: Normal şartlarda günlük toplam kalori gereksinimin en fazla %30’u yağlardan karşılanmalıdır. Örneğin günde 2100 kalori alması gereken bir bireyin tüketeceği yağ miktarı yaklaşık 75gr’dan daha az olmalıdır. Daha fazla yağ tüketilmesi çeşitli sorunlara yol açmaktadır.  Kanser açısından bakıldığında meme, kalın bağırsak, ve prostat kanseri başta olmak üzere pankreas, over ve rahim kanserlerinin fazla yağ tüketen bireylerde daha fazla görüldüğü ve bunun tüketilen yağ çeşidi ile ilgili olmadığı ileri sürülmektedir. Bununla birlikte menapoza girmiş kadınların doymuş yağları (katı yağ), doymamış yağlardan (sıvı yağ) daha fazla kullanması meme kanseri riskini arttırdığı belirtilmektedir.
Sonuç olarak yukarıda verilen bilgiler ışığında dengeli beslenmenin başta kanser olmak üzere bir çok hastalığı önleyebileceği söylenebilir.